Sakın iki kere sağ klik yapma!...

 
 

KİMİ PLAKET VERİYOR, KİMİ HAKKIMIZDA GÖKLERE ÇIKARTAN YAZILAR KALEME ALIYOR. BU YÜZDEN BİZ DE MAHCUP OLMAMAK VE KİMSEYİ HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATMAMAK İÇİN ÇABA SARF EDİYORUZ. ALLAH UTANDIRMASIN!

 

BİR AÇIKLAMA : Aşağıdaki yazı bir zamanlar e-mailime gelmişti. Bilgisayarımda  adımı yazarak arama sonucu çıktı. Başlıktaki konu bir yana, yazıda benim de adımın geçmesi kendi açımdan önemli. Kumru ile ilgili Bu kadar güzel bir yazıda abartılı da olsa adımın geçmesi hoş bir şey...Adım geçti diye yazıyı yayınlamamak gibi bir lükse sahip değilim. 04/01/2004 Pazar günü yazılan bu yazının yazarını bir türlü çıkartamadım(!). Bu yazıyı okuyup ta, "bu yazıyı ben yazdım" diyerek yazıyı yazan  yazarın adı ve soyadı yazının altına yazılacaktır. Neden?  Hakkımda yazılanları biriktirdiğimden.. . Bekir AKKAYA-

KUMRUNUN KANALİZASYONLARI

              Güneşin bayram ve  kayabaşı tepelerini aşıp ta elekçi deresinin bu iki dağ arasında yontarak oluşturduğu vadiye ulaşıp, içinde bulunduğumuz kış günlerinin soğukla özdeşleşmiş suratını yumuşattığı bir Pazar sabahında, içinize düşen alabildiğine yürüme isteğinizi kıramayıp erkensi sabahın mahmur dere şırıltılarını yanı başınıza alıp kargaların konakladığı bir ceviz ağacının dökülmüş yapraklı dallarına bakarak, aldanmış fındık fidanlarının şımarıklıkla karışmış yeşerme çabalarına şaşarak, yalancı bahar sarhoşluklarının kısa ama şiddetli don gecelerinde düşebileceği felaketin algılanmasını engelleyen ruhu örtücü etkisini salavatla savuşturarak, haylaz mahalle çocuklarının sadece oyun gayesiyle kırıp dökmeyi eğlenceli bir uğraş haline getirdikleri parke yolun beton çitlerinin kenarından elekçi deresinin hedeflediği yönde yürüyerek başladığınız gününüzün, hafif meltemsi dere esintilerinin zaten eksik saçlarınıza dokunmasından keyif alarak devam etmesini istediğiniz anda, aklınıza takılan iştahlı ve işgüzar bir akşam sohbetinin son cümlelerini ruhen rahatlamış olmanın taze yumuşaklığıyla yeniden yorumlarken, “acaba” kelimeciğinin şeytansı kuşkusuna kapılmadan, yeni ve de  yumuşak bir sonuca varmanın rahatlatan  ruh haliyle içinizdeki kıpırtıların coştuğunun farkına varıyorsunuz.

               Daha sabahın ilk adımlarını sayan parke taşlarının merakını gidermek için midir bilinmez, herhalde uyuyordur önermesini seslendirdiğinizi serseri serçelerin duyduğundan şüphelenerek azıcıkta mahcuplaşarak etrafınızı kolaçan edip, yalnızlığınızdan, kendi başınalığınızdan kaçar adımlarla uzaklaşırsınız. Sizi zaman zaman hayata çeken yakındaki inşaatın terli ustalarının keser sesleri, ayrı bir dünyanın belirsiz kulak tırmalayışlarına takılmadan, yeniden hayal dünyanıza dalışınızı engellemez.

               Üç yaşındaki çam ağaçlarının soracan bakışları dostlarınızı hatırlamanızı sağlar. Bekir Akkaya Hocanın rüyalarının hayalini kurmaya çabalamazsınız. Boşunadır çünkü. Hangi web sitesinin linkleriyle boğuşuyordur bilmeniz mümkün mü? Sabahın bu saatinde, belki de geçenin son sınırına kadar çalışmışlığın yorgunluğuyla rüyaları bile derin uykunun sıcacık kollarına sarılmıştır. Ritmik tırmalayışlarıyla “kafam uyuşuk” cümleciğinin artarak çoğalan yankıları rahatını bozmaya devam ediyordur. Ama o yinede uyuyordur. Yeni bir düzenlemenin ihtişamlı duruşu gibi, yeni bir yazının son noktasının konuluşundaki rahatlatan saadetin suratına yansıttığı tebessüm, uykudayken bile belirtilerini gizleyemeyecektir. Ama uyanıksa ! gözlerinde saklanamayan zekanın boşluğa ve anlamsızlığa dayanamayan çırpınışının titreyişlerini, havadaki sessizliği boğucu etkisini algılamadan bu kordon boyunda yürümek mümkün mü? 

            Geride bırakılmış bir akşam yemeğinin, tanışıklıkla karışık sosyalizasyonu yüksek  murat yürekli’ın siyasi kurgu becerisinin kendinde yüksek yetenekler hissedenlerden daha fazla olmasına şaşırmadan edemeyeceklerin başında benim gelmem lazım. Ama görüyorum ki  siyasi kurgu becerisiyle sınırlandırılamayacak kadar fazla etkileme gücüne sahipliğiyle, sinirlerini bozacağı bazılarının yalakalığa yakın yanaşmalarına içtensi tepkilerini açık seçik belirtişindeki tutarlılık aşağılanarak hicvedilmesine neden olan sohbetengiz medyacılığının bir yankısı gibi.

            Derede, karın altına kadar yükselen suyun içinde sabah nafakasını daldırıp çıkardığı gagasıyla şükürlümü şükürsüz mü yediğini bilemediğim karga, ürkek bakışlarıyla takip ettiği hareketlerimden rahatsızlığını bir öne bir arkaya adımlarla belli edercesine kanatlarını omuzlarına kadar gererek bırakmaktan rahatsızlanacağı leş parçasının sonunu alma çabasındayken lüks bir abranın homurdanan motor sesiyle ürkerek havalandı ve ceviz ağacındaki alışılmış yerine kondu.

            Çok para kazanabilme yeteneğindeki doyulmayan hazzı birazda olsa hissettirerek anlatacağı birilerini arayan kasabanın yeni zengini arabasının yarıya indirdiği camından birazda boyun eğerek konuşmamı bekleyen tavırlarla, yetişemediği, aslında zamanı yetse daha da katlayacağı işlerinin ilgimi fazla çekmediğini anlamış olmalı ki eskimiş evim konusundaki projelerini sıralayarak toparlamaya çalıştığı ama toparlayamadığı dikkatimden kurtularak petrole doğru arabasını gazladı.

            Kızıma özlemle karışık sürerken kesintiye uğrayan telefon konuşmamı yenilemeye çalışırken  taze buharlaşmış kırağıların yapraklardaki izi hafif soğuk geçmiş bir gecenin billuri kalıntısı gibi gözüme çarpıyordu. Her anlamsızlığa düşüldüğünde sığınılacak ve de yeniden bir harekete kalkarken zemin teşkil edecek, ilişkilerini ve ne olmaklığını bağlamlarında yeniden sorgulayabileceğin bir memleketinin olması ne kadar güzel değil mi? Ah birde şu kanalizasyon şelaleleri olmasa.

04/01/2004 Pazar

Yazarı : ***