AHMET ÇAPKU HOCAMIZDAN HALİL TATLIGÜL HOCA İLE İLGİLİ YENİ  BİR ARAŞTIRMA

Halil [Tatlıgül] Hocanın Hayatından Bir-iki Kesit

Halil hocamızın hayat hikayesini derli toplu yazabilmek için onu yakından tanıyanların tanıklıklarına başvurmak gerekir. Gerçi hoca efendiyi tanıyanların çok olması ve hemen her birinin de dile getirmek istediği bir hatırasının olması, bu zevkli uğraşıyı ağırlaştırmaktadır. Tabi böyle bir çalışmada, bilgi ve belge arttıkça konuya bütüncül bir bakış açısı da mümkün hale gelmektedir. Bu yazımızda hoca efendiyle yakın muarefesi olan iki mühim ismin tanıklığını dile getireceğiz.

…  

Abdulcemal Zorlu bey, Kumru’da iki dönem belediye başkanlığı yapmış ve Kumru halkının yakından tanıdığı bir isimdir. Kendisi, memuriyet ve hizmetinin son yıllarını Kumru’da belediye reisi olarak hitama erdirmiş biridir. Onunla bu yıl hacda Mekke-i Mükerreme’de bir araya gelip tanışma imkanımız oldu. Halil hocamızı yakından tanıyanlardan biri de A. Cemal beydir. Onun bana Halil hocamızın hayat hikayesine dair el yazısıyla hazırlayıp verdiği yazıyı takdim ediyorum:

Halil Tatlıgül Hoca:

Halil Hocam Kumru ilçesinin çocuğu olmasına rağmen ben Kumru dışında olduğum için kendisini yakınen tanımam 1984 yılının başında olmuştur. Hocam çok nazik, kibar, narin bir yapıya sahip, bölgemizin yetiştirdiği büyük bir bilim [ilim] adamı, din âlimi idi. Konuştuğunda insanları duygulandırır, derin bilgisiyle insanları aydınlatır, herkes onu cân-ı gönülden dinler ve huzura kavuşurdu. Ben kendi nefsimde bunu yaşadım. Çok zamanlar camide vaaz eden hocalarımız ezan okunduğu halde vaazlarını uzattığında, konuşmayı bitirseler de namazımızı kılıp gitsek derdik. Ama Halil hocamız bundan istisna idi. O ne kadar konuşursa konuşsun insanlar bıkmaz, biraz daha konuşsa derdik. Derin bilgisi ve anlatımıyla insanların ruhuna hitap ederdi.

Benim belediye başkanlığımın 6 yılı onunla beraber geçmiştir. Bu zaman içerisinde bir çok defalar beraber sohbetlerimiz ve beraberliğimiz olmuştur…[1] Hocamı benim anlatmam mümkün değildir. Onunla yaşamak lazımdır. 41 yıllık kısa ömrüne çok büyük bir ilmi Allah ona nasip etmiştir. Benim belediye çalışmalarımda insanlara hizmet noktasında bana da çok büyük faydası olmuştur. Mesela Kumru’da Merkez Camiinde yaptığı bir vaazında [tarla sahiplerinin] tarlasından yol vermenin büyük sevap olduğunu söylemiştir. Benim yaptığım yolların açılmasında bu sözlerin büyük tesiri olmuştur ve ben tarla sahiplerini daha kolay ikna etmişimdir.

Kumru’da yapılan çifte minareli caminin [Yaylak Camii] yapılmasında hocamın yine çok büyük faydası olmuştur. O camiyi Yüksel Yaylak tek başına yaptırmıştır. Caminin yeri belediyemize aitti. Yeri ben verdim. Bu caminin yeri eski mezarlıktı. Mezarlıklar belediye hudutları içerisinde belediyeye ait olduğu için belediye meclisi tarafından kaldırılır veya tesis edilir. Yüksel Yaylak bir cami yapmak istediğini, belediyece bir yer verme imkanı olursa bu camiyi Kumru’ya yapacağını söyledi. Burada İmam Hatip Lisesi de bulunduğu için bu caminin buraya yapılmasında fayda olacağı düşüncesiyle bu mezarlığı kaldırmaya karar verdim. Fakat orada kabirleri bulunan aileler buna karşı çıktılar. İşte Halil hocam burada devreye girdi ve onları ikna ederek bu caminin yapılmasına büyük katkı sağladı.

Yine bir cenaze merasiminde konuşurken Allahu Teala’nın insanlara verdiği sonsuz nimetlerin yanında en büyük nimetin üç şey olduğunu söyledi: Su, hava, ekmek. Bu üçlü bir arada olduğunda insanlar yaşamlarını sürdürebilir, demiştir. Hocamı anlatmak tek kelime ile onun cenazesi idi. Onun o büyüklüğünü Türkiyemizin dört bir tarafından gelen insanlar göstermiştir. Genç yaşta vefatı tüm halkımızı üzmüştür. Hocamıza Allah’tan bol rahmet niyaz ediyoruz.

 

A. Cemal Zorlu                                                          

[Mekke-i Mükerreme. 14 Ocak 2006]

 

 

[Kumru eski belediye reislerinden

A. Cemal Zorlu]

…

Aşağıdaki belge ise bir zamanlar Kumru ilçe müftüsü olan Osman Şener hocaya aittir. Şener hoca ile de hacda görüşme imkanımız olmuştu. İlginçtir onun Türkiye’ye dönüş yapacağı günü kendisine ulaşabilmiş ve kendisiyle, hocamıza dair söyleşiyi gerçekleştirme bahtiyarlığına ermiştim. Hocamızla ilgili ilginç bir hatırasını şöyle aktarmış ve konuya dair belgeyi de bana yakın tarihte ulaştırmıştı. Buradan kendisine teşekkürlerimi arzediyorum.

Hikaye özetle şöyledir: Günün birinde Halil hocamız Kumru eski/sâbık müftüsü Osman Şener’in evine konuk olur. Öğlen yemeği yerler. Sofrada yayla balı denilen ve halk arasında ağulu bal diye de bilinen bir tür arı balı vardır. Osman hoca, Halil hocaya; ‘Hocam, bu baldan şöyle az miktar alsanız yeter. Çünkü fazlası, Allah korusun, insana zehir tesiri yapabilir’ diye nazikçe uyarmayı ihmal etmez. Fakat nasıl oldu ise hoca efendi herhalde bir miktar fazlaca alır baldan. Öğlen namazını Kumru Merkez Camii’nde Halil hoca kıldırır fakat gözlerinin önü kararmaya başlamıştır namazda. Namaz sonrası ona yakın olan cemaat hoca efendinin eline varmak, onunla musafaha yapmak ister fakat o, buğulu bir şekilde görebildiği cemaata el işaretiyle, -tamam, kabul- manasına gelecek şekilde onları başından uzaklaştırır lakin kendisi iyi durumda değildir. Aradan biraz zaman geçer. Kendini bir miktar toparlayıp Çatak’a [İslamdağ] iner. Ancak balın tesiri altındadır hâlâ. Yatsı namazını kıldırır Çatak camiinde. Ve mihrapta öylece kala kalır. Ev halkı onu, -herhalde hoca efendi bu gece kursta kaldı- zanneder. Kurstakiler ise, -hocamız namazı kıldırıp biraz murakabeye daldı, herhalde namaz sonrası evine gitti- zannederler. Meğer Halil hoca sabaha kadar orada öylece kalakalmışmış! Nihayet kendini toparlayabilmiş ve hemen ardından Osman hocaya şu uyarı mektubunu yazmış:

            “Müfti efendi,

Herhalde beni sizin bal tuttu. Haberin olsun, fazla yeme. Çünkü ben nısf-ı ölümle [yarı ölümle] karşılaştım.

Zat-ı âliniz[in] Malatya’ya gideceğinizi biliyorum. Selam götürürsünüz.

Halil hoca

İmza”

 

[Kumru eski müftülerinden Osman Şener hoca]

…

Halil hocamız aslında çok az yemek yiyen biri imiş. İstanbul-Fatsa arası yolculuklarını genellikle, benim de dayım olan ve uzun yıllar şehirler arası şoförlük yapan Mustafa Faraşoğlu ile yaparmış. Otobüs Samsun’u geçince ve hele geceleyin Bolu’ya doğru yol almaya başlayınca hoca efendi şöyle usulca gelir, otobüsün ara koridorunun şoför mahalline yakın yerine oturur ve dayımla yol boyu sohbete dalarlarmış. Yatsı namazı ile sabahı kıldığına şahitlik eden dayım, onun yemek yeme tarzı ile ilgili olarak bana şunları ifade etmişti. ‘Ben mola verdiğimiz yerde hocamı, otobüs kaptanlarının oldukları yere yemeğe götürmek isterdim. Bilirsiniz orası bedavadır. Fakat bu mümkün olmazdı. Çünkü, derdi Halil hoca, ben otobüsün bir elemanı değilim. Siz buraya yolcu getirdiğiniz için bu lokanta sahibi size bedava veriyor. Dolayısıyla otobüsün elemanlarının dışında birinin burada meccanen/bedava yemek yemesi helal olmaz! Kusuruma kalmayın Mustafa efendi’, dermiş. Ve ilave ediyor dayım: “Ben onun ne kadar yemek yediğini de gördüm: Kuş kadar! Evet o kadar az yemek yerdi ki, bir insan bu kadarcık yemekle nasıl ayakta kalabilir derdiniz gördüğünüzde. Bir de onun kendine özgü bir yürüyüşü vardı. Hızlıca ve sanki uçuyormuşçasına. Tabi bunu dikkatlice baktığınızda anlardınız. Dışarıdan cüsseli görünürdü fakat çok hafif, naif biriydi Halil hoca’. Ramazanlarda A.Cemal bey, Halil hocayı iftara davet eder, o da bu daveti kırmayıp katılırmış. Yemeğin ardından doğruca namaz ve sohbet için Merkez Camii’ne gidilirmiş.

…

Hasılı güzel ahlak adına ahlak kitaplarımızın kaydettiği evsafın neredeyse tamamını hoca efendide görmek mümkün olmuştur. Hoş sohbetlilik, davete icabet, insanları kırmadan, bıktırmadan irşat, ilme düşkünlük, nezaket, kibarlık, zarafet, halîm (yumuşak) bir yapı, tasavvuf erbabının adeta sihirli formülü olan kıllet-i taâm, kıllet-i menâm, kıllet-i kelâm (az yemek,- az uyumak,-az konuşmak), ibadete düşkünlük, iffet, edep, helal haram-mahrem ve namahrem hususlarına azami dikkat gibi daha pek çok sıfatları kendinde toplamış ve böylesi bir yaşam ile nice üst kesimdeki insanlardan sıradan halk tabakasına kadar insanların gönüllerine nüfuz edebilmiş müstesna bir şahsiyet olmuştur diyebiliriz.

Yaşama dair güzellikleri kâl [sözlü] ve hâl [yaşam pratiği] ile insanımıza öğretme noktasında örneklik teşkil eden Halil hocamız ve onun gibilere minnettarız.

Ahmet Çapku

14.09.2006


 

[1] Mektupta noktalı olarak geçtiğim yerde zamanın bürokratlarından bazılarının ismi verilmektedir. Fakat söz konusu şahısların izni olmadan onların adlarını vermeyi uygun görmedim. (A. Çapku)