|
Ahmet Çapku'nun Kaleminden |
||
|
|
Adı Disiplin ve Saygıya Anılan Hoca: Nutkullo Hafız |
|
|
Bu yazımızda Kumru halkının hafızasında Nutkullo Hafız olarak yer etmiş Abdullah Hocaoğlu’dan bahsedeceğiz. Nutkullo Hafız, soy itibariyle Lütfullahoğlu sülalesine mensup biridir. Mezkür sülale aslen Korgan’dan Fizme’ye gelip yerleşir. Nutkullo Hafız’ın babasının adı Ali, onun da babasının adı Lütfullah’tır. Lütfullah aynı zamanda âlim bir zattır.[1] Dolayısıyla bu aileye Lütfullahoğulları denilmiştir zamanla. “Hocaoğlu” soyadını ise Nutkullo Hafız Cumhuriyet döneminde kendisi almıştır. Nutkullo hocanın tahsil hayatı acaba hafızlık sonrası sona mı erdi sorusunun karşılığını henüz bulamasak da, Türkiye’de yeni yazıyı ilk öğrenenlerden biri odur. Akkuş’a imam hatip olarak tayin edilirken ilkokul diplomasını dışarıdan fark derslerini vererek alır. Nutkullo Hafız’ın medrese hayatı olmamış ancak Kur’an ayetlerini okuyup anlayacak kadar Arapçası vardır. Kur’an talimi ve tecvid bilgisi ise fevkaladedir. İki defa evlenmiş Nutkullo Hafız. Birinci evliliğini Fizme’li Cennet hanımefendi ile yapmış fakat bu hanımı vefat edince ikinci evliliğini, aynı zamanda birer kardeş çocukları olduğu Hava hanımefendi ile yapmıştır. İkinci evliliğini yaptığı sırada Hava hanımefendi onyedi yaşında iken Nutkullo Hafız yaklaşık yirmisekiz yaşlarındadır. Halen hayatta dokuz çocuk yanında dört beş tane de küçük yaşlarında vefat eden çocukları olur bu evlilikten. Cennet hanımla evliliğinden ise üç tane çocuğu olur ama bu çocuklar annelerinden önce vefat ederler. Hava hanımla evliliğinden ise Ali, Fatma, Ahmet, Emine, Minnet, Abdulkadir, Mehmet, Havagül ve Mustafa isimli çocukları dünyaya gelir. Uzun yıllar muhtelif yerlerde sıbyan mekteplerinde yılın belli mevsimlerinde talebe okutan hocanın kendisine saygı duyan pek çok talebesi de olur zamanla. Yalnızdam Köyü’nde yaklaşık yirmi yıl kadar talebe okutur. Babasının Kumru’daki hocalık hayatını oğlu Ahmet Hocaoğlu’ndan dinleyelim: -“Kumruda özellikle ileri gelen aileler çocuklarını babama gönderirlerdi. Babam
‘bu zengin çocuğudur’ diye ayırım yapmaz terbiye
edilmesi gerekenleri terbiye ederdi. Onun talebesi olmuş olanlar hala
anlatırlar, hocamız bizi çok kötü döverdi diye. Onun için zengin aileler
çocuklarının iyi bir dini eğitim almaları için hep babamı tercih ederlerdi.
Babam heybetli biri idi ve bana hep şunu derdi:
Yine konuyla ilgili ilginç bir hatırayı Abdulkadir Hocaoğlu şöyle dile getirir: -“Yalnızdam’da anlatırlar. Orada Zembolarının çocuklarını okutmuş babam. Otoriter olduğu için ağalar babamı tercih edermiş. Zembo Mustafa efendi varmış. Ben de tanırdım kendisini. Babam onların çocuklarını da okutmuş oniki onüç sene. Babam günün birinde onların bir çocuğunu dövmüş ders yüzünden. Çocuk da babasına şikayet etmiş. Tamam, demiş babası ben o hocaya bunu sorarım! Sonra geliyorlar babama. Çocuğun babası, hocam niçin dövdün falan deyince, babam sert çıkıyor. Bunun üzerine adam, oğlum, bu hoca beni de döver, sen en iyisi dersine devam et, diyor. Tabi o adam da anlayışlı biri imiş.” Nutkullo Hafız uzun yıllar talebe okutması yanında 1956 yılında dışarıdan ilkokul diploması alarak Akkuş Merkez Camii’ne, imam hatip olarak tayin edilir. Bu aynı zamanda Akkuş’un tek imam hatibidir. İmam hatipliği yanında Kur’an kursu hocalığı da yapar. Zira o yıllarda bir memur iki işte çalışabilmektedir ve bu durum 657 sayılı memuriyet kanunu çıkana kadar devam eder. Ancak hocanın bu iki işten aldığı maaş gerçekte çok cüz’idir. Akkuş’ta da talebe okutur mühim denilebilecek seviyede. Zira anlatıldığına göre o zamanlar Akkuş’un etraf köylerinde Alevi vatandaşlarımız oturmaktadır. Zamanın Akkuş müftüsü ile Nutkullo hoca elele vererek etraf köylerden pek çok çocuğu talebe olarak getirip okuturlar ve bunlardan bir kısmı imam hatip olarak köyüne döner. Zamanla bu köylerde Sünniliğe geçenler olur. Talebelerin bütün geçim masrafları, yeme içme meseleleri aşağı yukarı Nutkullo Hafız’ın koordinatörlüğünde halledilir. Dahası hoca, talebelerinin sağlık, giyim gibi hemen her türlü problemleriyle yakından alakadar olur. “Akkuş’tan biliyorum, talebelerin her şeyi ile ilgilenirdi babam” diyor Abdulkadir Hocaoğlu. Talebe okutmaktan hiç usanmayan bir ilim aşığı Nutkullo Hafız. Yıl boyu okutur Akkuş’taki talebelerini. Hocanın hanımı ise [Hava hanımefendi] talebelere ekmek pişirir. Bu durumu Ahmet Hocaoğlu şöyle dile getirir:
1950-54 yılları arasında Nutkullo Hafız, Aşağı Fizme’de muhtarlık ve Demokrat Parti’nin ocak başkanlığı yapar. Muhtarlığa seçilmesinde köyün ileri gelenleri önayak olurlar. 1966 senesinde Nutkullo Hafız’ı Kumru Karacalı Camii’nde imam hatip olarak görürüz. Karacalı Camii’nin yapılmasında çok emeği geçer hocanın. Fizme’nin Keşlik denilen yerinden ağaçlar getirtir. Kendisi Akkuş’ta iken Karacalı Camii’nin yapımı için bir kısım insanları seferber etmesi yanında Akkuş’tan duruma nezaret eder. Sonra da aynı camiye kadro alınması için Ankara’nın kapılarını aşındırır. Pek çok insanla tanış olduğu için bunu başarır da. 1976 yılına kadar yani on yıl adı geçen camide imam hatiplik hizmeti verir. Buna göre Karacalı Camii’nin ilk imam hatibi Nutkullo Hafız’dır. Burada da talebe okutma hizmetine devam eder. Abdulkadir Hocaoğlu’ndan dinleyelim: “Baba 1952-53 yıllarında Kumru’da Hocazadelerin konağında iki üç sene talebe okutmuş. Bu konak bugünkü Zırai Donatım’ın yerinde idi. Babam en son gayri resmi olarak bu konakta talebe okuttu. Bu şekilde babam yaylalarda bile çocuk okutmuş Gırisino Abdullah’ın tuttuğu hoca olarak. Sonra babam Akkuş’a, oradan da Kumru’ya geldi Karacalı Camii’ne. Hizmetine burada devam etti. Pek çok talebe okuttu.” Dr. Cemalettin Yaktı ise Nutkullo Hafız’ın talebe okutma şeklini şöyle dile getirir: “O zamanlar Kumru’da yerli üç dört aile vardı. Bunların tamamına yakınının çocukları yukarı /Karacalı ve aşağı/Merkez camide kurslar olur, bütün çocuklar, tek sınıfta, kızlı erkekli bu camilerde okurlardı. O zamanlar meşhur hoca olarak Nutkullo Hafız bilinirdi. Yazları tamamen Kur’an mektebine giderdik. Nutkullo Hafız’ın elinde uzun bir sırık vardı. Disiplinli ve sert bir adamdı. Döverdi. Tabi bu dövme işlemi ders ile alakalı idi. Nutkullo hoca denilince bizim aklımıza otorite ve disiplin gelirdi. Onun sınıfında ses çıkmazdı. Yoksa sırık başımıza geçerdi! Bizim o zaman çocukluk çağımızdı. Gözümüz dışarıda idi. Çocuğuz. Irmak kenarı, zaten yukarı/Karacalı Cami. Eğlence, oyun ve çocukluk. Bir yanda da ders. Ben Kur’an okumaya kadar geçmiştim. Nutkullo Hafız’dan sonra biz Mehmet hocaya düşünce sevinçten uçmuştuk. Mehmet hoca yumuşak idi. Talebe olarak onsekiz yirmi kişi kadar olurduk. Namazda oturur gibi otururduk ve sıkılırdık bundan. Biz hocanın küçük grubu idik. Hocanın bizden büyük yaşta olanlardan müteşekkil grupları da vardı. Bir keresinde göle/ırmağa kaçtığım için beni dövdüğünü hatırlıyorum.”
A.Hocaoğlu: “Ben Kur’an’ı ilk defa babamdan okudum. İlk hocam babamdır. Anacığım hâlâ sağdır ve dünyanın en mazlum insanlarından biridir. Babama karşı hiç sesi çıkmazdı. Babam sertti de ben bugün çocuklarımı babam kadar sevdiğimi sanmıyorum. Babam bir armut alırdı eline ve onu kesinlikle yemez, eve getirirdi. Armudu dilimler ve herkese tek tek dağıtırdı. Böyle de bir huyu vardı. Çocuklarının üzerine aşırı derecede düşerdi. Babam bütün çocuklarının okumasını isterdi. Benim ilk hocam babamdır.” A.Çapku: Babanızın annenizle hiç kavga ettiğini hatırlıyor musunuz? A.Hocaoğlu: Annem babamla kavga etmezdi ki! Babam bağırıp çağırınca annem susardı. Osmanlı terbiyesi vardı. Tabi o zamanlar kadınlar kocalarına karşı aşırı saygı duyarlardı. Anacığım 1983’ten bu yana hâlâ babam için ağlar!.. A. Çapku: Niçin? A.Hocaoğlu: İşte onun yokluğuna. Halbuki biz anama çok iyi bakarız. Ama o babamın yokluğuna hâlâ alışamadı. Biz babamdan bahsedince anam ağlar!..” “Babam çok zeki idi. Matematik, coğrafya ve tarihi, bir öğretmenden iyi bilirdi. Gittiği yerlerde okuttuğu çocuklara yeni yazıyı, cebiri, dört işlemi öğretirdi. Ben okula gitmeden önce bana da öğretmişti bunları. Dehşet şekilde problem çözerdi. Hem Kur’an öğretiyor hem yeni yazıyı. Dini ve fenni ilmi. Şimdiki bazı esnaflar, baban olmasaydı bir ekmek yiyemezdik, diyor bugün bile. Babam matematiğin sağlamalarını çok güzel ortaya koyardı. Değişik sağlamalar yapardı birkaç tane birden. Cebir hesaplarını, denklemlerini çok güzel çözerdi. Kendi kendini yetiştirmiş bir insandı.” Nutkullo Hafız geceleri daha çok Kur’an, gündüzleri ise kitap, gazete vb.okur. Hür Adam ve Milli Gazete okuduğu gazetelerin başında gelenleridir. Okuduğu pek çok Osmanlıca eserin olduğunu ifade ederler. Hatta vefat ettiği gece bile en son eline aldığı eser 1982 Anayasa kitapçığıdır. İfade edildiğine göre önce Kur’an dersini okumuş, sonra da uyuyana kadar Anayasa maddeleri ile ilgilenmiştir. Bunun yanında ilim talibine, talebeye de aşırı derecede saygı ve sevgi besleyen biridir. Hocanın hitabeti de oldukça güzeldir. Çok beliğ hutbe okur, hutbe konularını da kendisi belirler. Onun vaazlarında, hutbelerinde en çok üzerinde durduğu konular çocuk eğitimi, ahlak, edep, ilmihal bilgileri şeklindedir. Bazen gittiği yerlerde kendisi bir konu açar ve o konu üzerinde sohbet verir. Onun bu gayretinde, talebelerini ve insanları dini bilgi açısından aydınlatma mes’uliyetinin olduğunu bir gerçektir. Nutkullo Hafız’ın tasavvuf yönü de vardır. Tarikat olarak Nakşibendi Tarikatı’nın Halidi kolu şeyhi olan Sivaslı İsmail Hakkı efendiye bağlıdır. Sivaslı’nın vefatı sonrasında Mehmed Zahid Koktu’ya intisap eder. Nitekim Zahid efendi ile Nutkullo aynı yılda, 1983’de vefat ederler.[3] …
“Maaş yeterli olmazdı. Resmi kadro öncesi hocalık yapmış. Resmiyete geçtikten sonra da maaş öyle fazla değildi. Biz dokuz kardeşiz. Büyük annem, anneannem, on onbir kişi. Yine ufak tefek gelir de olurdu. Ama babam bereketli bir insandı. Tasarruflu idi. Kenarda daima parası olurdu. Bulduğu parayı yerine göre harcardı. ‘Tasarruf yapmak aç kalmak değildir’ şeklinde güzel bir sözü vardı. Dahası babam bu haliyle başkalarına da yardımcı olurdu. Nutkullo Hafız iki defa da hacca gitmiş. Biri görevli iken [1967?] biri de emekliliği yani 1976 yılı sonrası. Ahmet Hocaoğlu, babasının ilahi dışında herhangi bir türkü vb. dinlediğini şahit olmadığı, zamanın icaplarının belki de bunu gerektirdiğini ifade eder. Abdulkadir Hocaoğlu ise babasının oldukça sosyal, sıcakkanlı, insanlarla tanışmayı ve sohbet etmeyi seven bir kişi olduğunu belirtir. Nitekim bir keresinde Hoca Giresun’a giderken, bindiği arabada bir iki turist de vardır. Hoca en az bir saat boyunca arabada, turistle el işaretleriyle konuşmaya çalışır hanımının söylediğine göre. Ahmet Hocaoğlu’nun beyanına göre, Abdurrahman Gürses hoca, kıraat ilmini unutmayayım diye 1950 öncesi gece sabahlara kadar ders çalışır. Nihayet gün gelmiş kıraat ilmini okutacak imkanlar doğar. Nitekim Gürses hoca, sonraları pek çok insan yetiştirir. Devamla, Hasan Akkuş hocanın da, Nuruosmaniye Camii’nde, kimseye Kur’an okutma izninin verilmediği zamanlarda kendisine verilen izni çok iyi değerlendirerek nice insana Kur’an okutmayı öğrettiğini ifade ettikten sonra: “Aynı şekilde rahmetli pedere de bu alanda hizmet etmek nasip olmuş. Bunlar gerçekten mücahit insanlar. Allah onlara güzel hizmetler yapmayı nasip etmiş. Biz kaloriferli binalarda bile o hizmeti yapamadık” diyor. … Not: Nutkullo Hafız ile ilgili derlediğimiz bu kısa bilgiler zamanla, sizlerden gelen ilave bilgilerle zenginleşecek, yazının kusur ve küsûrları ise yapıcı tenkitlerinizle kemale erecektir temennisiyle. [A. Çapku] Nutkullo Hafız’ın fotoğrafı www.kumru.org’ sitesinden temin edildi. Ahmet Çapku 15.09.2004. Üsküdar. |