EKREM SAYGI'NIN KALEMİNDEN "KUMRU" YA DA "SESSİZ ŞEHİR" YAZISI

SESSİZ ŞEHİR

Çok şükür ya rabbi  tesadüflerle dolu bu şehirde  hala ayakta isem, şükürler olsun demekten alamıyorum kendimi.  Gözlerim geçmişe ve geleceğe takılmış halde  kendimi ve bu şehrin insanlarını düşünüyorum.

                     Bu sessiz şehirde özden  yapılması gereken hiçbir hareket kalmamış  öz değerler varmış gibi gözükse de, sadece sözle ifade edilir hale gelmiş. Sevgi, diyalog, paylaşım, hoşgörü, huzur, dost, vefa, incelik, nezaket vs. bütün kuralların içi boşaltılmış ve sanal bir aleme doğru iyi, kötü, doğru, yanlış ne olursa olsun, hiçbir ayırım yapılmadan sadece hayatta kalma pahasına kendilerini bekleyen tehlikelerden habersiz sessiz bir yolculuğa doğru yol almaktadır bu şehir.

                       Unutmak ve unutturmak karabasan gibi çökmüş bu şehrin üzerine. Sanki yeni bir dönem başlamış duyarlı olmak sıfırın altına düşmüş bu şehirde. Ne formamızın üstüne yazılan ve yazdırılan reklamdan haberimiz var, nede oyun için oynatılan tiyatrodan, hep beraber anlamını bilmeden, anlamsız her şeyi alkışlayan seyirlik bir insan topluluğu haline geldi bu şehir. Aptallık mı, yoksa başka bir şey mi nedir bilmem ama olaylar hep anlık yaşanılır ve anlık unutulur bu şehir de. Anlamlar, paylaşmalar sisler altına gizlenmiş, varlıklar ve yokluklar belli değil, unutarak ve unutturarak, bilerek yada bilmeyerek ne olursa olsun her şeyi eyvallah dercesine kabullenip içine sokar ve sonra da karın ağrısından ve sancılardan kurtulamaz  bu şehir. Bu şehrin sokakları şaşkınlıklarla, hayretlerle doludur. Köyleri ayrı derttir bu şehrin sınırındaki kazık davasından kurtulamaz, kenti ayrı bir derttir bencillikten yol alamaz.  Acele ve telaşla, kaşla göz arasında hiç tanımadığınız ve yabancısı olduğunuz sokaklar haline gelir bu şehir. Kültür evlerinde öz değerlerine ters düşen tiyatrolar. Geçmişinde yaylalarında milyarlar karşılığı oynatılan dansözlere ev sahipliği yaptırır bu şehir. Ölümleri bile basitleşmiştir bu şehrin. Beraber olduğu, paylaştığı ve konuştuğu bütün ortamlar sanallaşmış özden uzak bir yaşam tarzı başlamıştır bu şehir de.

                    Doğru, yalnız başına doğru değildir. Doğrular İnsan gönlüne girince can bulur. Canı çıkarılmıştır bu şehrin, Doğrular girecek bir gönül arar bir sağlam yürek arar bu şehir de. Meyve olgunlaşınca tat bulur. Olgunlaşmamış meyve saman gibidir, Samanı da hafif bir rüzgar eser kaybolur. Rüzgârın önünde savrulan gazel gibi hedefini şaşırmıştır. Neyin doğru neyi yanlış, Olgunluğu ve hamlığı belli değil. Karışık bir kavram içersinde sessiz bir yolculuğa doğru sürükleniyor bu şehir. Bir kayboluş anında top yekün ayağa kalması gerekirken, yanındakini unutan iş işten geçtikten sonra haberdar olan, sanal birlikteliklerle, günü birlik  yaşantılarla bütün bir araya gelişler  gerçek anlamından uzak, zorunluluk ve menfaate dönüştüğü bir topluluk haline gelmiştir bu şehir. Olaylar karşısın da her şeyi sıradanmış gibi göstererek ciddiyetten uzak bir yaşam tarzı sürdürülür bu şehirde.

                       Belki bir gün gelecek, bir ses bu şehre pişman olursun dese de, artık çok geç olacak. Bu şehre ait değerler unutulunca ve bu şehir öksüz kalınca, bu şehrin bedelini kimler ödeyecek, kimler bu şehrin sorumluluğunu üstlenecek? Sanal bir yaşam tarzı sürdürülen bu şehirde, her gün kahır çekmemek için birazcık olsun o saf çocukluğunuz kaldı ise bu şehrin sokaklarını  ve beraber olduğunuz arkadaş ve dostlarınızın nabız sıcaklıklarını ölçerek, gözlerinizdeki ışığı  dostların aynasına yansıtarak, bu şehrin yaşamına ve kendi yaşantınıza yaşam ve heyecan katarak yaşamak lazım gelmez mi?  Eğer bunları yapamıyorsak, bu şehir de gelecekte ödeyeceğimiz birçok bedel var demektir.

                 Yaşadığımız yenilgiler bize yeter. Hadi var mısınız hep beraber ayağa kaldıralım bu şehri?...

                                                                         Ekrem SAYGI

                                                                     KUMRU-  22.06.2006